Sahne ikiye bölünmüş.
Zaman yaklaşıyor.
Kimse ne olacağını bilmiyor.
Çoğu beklediğinin bile farkında değil.
Gerekçe olarak buranın isminin “bekleme odası” olmadığını sunabilirler.
- ki haksız da diyemem onlara.
Sahne ikiye kadın parçalara bölünmüş.
Ama eminim içeride şöyle bir cümle kurulacak;
- Paramparça da olsan, görmek istedikleri ışıksa sana bakmayı sürdüreceklerdir.
Sonra eminim ki birçokları bunun üstüne düşünmezken, birçokları da çelişkiye düşeceklerdir.
Çelişkiyi severim.
İnsanın kabullenebildiklerini sevmesi gibi.
Salonda birinin telefonu çalacak ve zaten bölünen zihnimiz bir başka etmene daha bölünüp sinir kat sayımızla çarpılacak.
Soyunmaktan utanmamalı insan.
Soymak da karşılıklı.
Ama ne düşüneceklerini düşünmeden duramıyorum.
Az sonra ışıklar yanacak ve ben paramparçadan yansıyan ışığın içine oynayacağım.
Onlarsa paramparça olmuş bana bakıp ışığı izlediklerini sanacaklar.
Ama ışık olmayan bilhassa, ışığı nasıl görebilir?
Bir insan paramparçalanmamışsa nasıl parçanın ne demek olduğunu hissedebilir?
Bağırmak istiyorum;
Biz burada oyun oynamıyoruz, biz burada bilhassa ve şiddetle algılarınızla oynuyoruz. Saygılarımızla.
Altına imzamı atarım ama imza günlerini sevmiyorum.
Bizzat kendi defterlerim olsun imzaladıklarım.
Süt bir süre sonra miğdemi bulandırıyor.
Muhtemelen aklıma kaymak geldiğinden.
Halbuki ineğin bokuyla bağdaştırır birçokları oysa.
Kruvasanın bayat satılması yasaklanmalı
Yazamıyorum.
Monday Mar 4 04:45pm
“Bizler,
Aşağıda ismi bulunan akademisyenler olarak Kürt tutuklular anadillerinde savunma hakkına kavuşuncaya ve barış müzakerelerinin tekrar başlamasına imkan verecek şekilde Abdullah Öcalan’ın tecriti kaldırılıp, avukatlarıyla görüşmesi sağlanıncaya kadar, bilimsel toplantı ve konferanslar dahil olmak üzere akademik aktivitelerimizde, üniversitelerde verdiğimiz derslerimizde ve yazı faaliyetlerimizde, Kürt sorunu ve taleplerini öncelikli gündemimize alacağımızı duyuruyoruz.
Türkiye’de bugün gelinen durum üstü örtülemez bir felakete tekabül etmektedir. 30 yıllık savaş bu coğrafyanın halkları üzerinde büyük maddi ve manevi tahribat yapmıştır. Doğa, insan ve toplum onarılamayacak derecede hasar görmüştür. Şiddet ilkesel sınırlar tanımadan kuşaktan kuşağa kanıksanarak aktarılmakta, travma örgütlü bir dayanışma arzusunu hiçe sayarak yayılmakta ve toplumsal hafızamıza sadece yıkıcı gücüyle kazınmaktadır.
Savaş acilen durdurulmalı, yaraların tanınacağı ve zamanla sarılacağı alanlar ve siyasal olanaklılıklar oluşturulmalıdır.
Barıştan yana bir tavır koymak için şu an yapılması gereken en acil eylem tutukluların açlık grevlerinin bir an once durdurulmasi için harekete geçmektir.
Buradayız. Bütün meslek gruplarını bu duruma karşı tavır göstermek üzere acilen eyleme geçmeye davet ediyoruz.”
A. Selçuk Ertekin, Prof. Dicle Üniversitesi
Abbas Vali, Prof. Boğaziçi Üniversitesi
Abdullah Sessiz, Prof. Dicle Üniversitesi,
Ahmet Gürata, Doç. Dr. Bilkent Üniversitesi
Ali Akay, Prof. Mimar Sinan Üniversitesi
Ali Kerem Saysel, Doç. Dr. Boğaziçi Üniversitesi
Ayla Zırh Gursoy, Prof. Marmara Üniversitesi
Aynur Özuğurlu, Yrd. Doç. Kocaeli Üniversitesi
Ayfer Bartu Candan, Doç. Dr. Boğaziçi Üniversitesi
Ayşe Durakbaşa, Prof. Marmara Üniversitesi
Ayse Erzan, Emekli İstanbul Teknik Üniversitesi
Ayşe Gözen, Dr. İstanbul Okan Üniversitesi
Ayşe Küçükkırca, Yrd. Doç. Mardin Artuklu Üniversitesi
Ayşe Öncü, Prof. Sabancı Üniversitesi
Ayşe Gül Altınay, Yrd. Doç. Sabancı Üniversitesi
Ayşen Uysal, Doç. Dr. 9 Eylül Üniversitesi
Banu Bargı, Dr. Kadir Has Üniversitesi
Barış Ünlü, Yrd. Doç. Ankara Üniversitesi
Barzoo Eliassi, Dr. Lund University
Bediz Yılmaz, Yrd. Doç. Mersin Universitesi
Begüm Başdaş, Dr. Bilgi Universitesi
Berna Güler Müftüoğlu, Yrd. Doç Marmara Üniversitesi
Biray Kolluoğlu, Doç. Boğaziçi Üniversitesi
Biriz Berksoy, Dr. Istanbul Üniversitesi
Burcu Yakut-Çakar, Yrd. Doç. Kocaeli Universitesi
Bülent Duru, Doç. Dr. Ankara Üniversitesi
Bülent Eken, Dr. Kadir Has Üniversitesi
Bülent Küçük, Yrd. Doç. Boğaziçi Üniversitesi
Büşra Ersanlı, Prof. Marmara Universitesi
Candan Badem, Yrd. Doç. Tunceli Universitesi
Cem Özatalay, Dr. Galatasaray Üniversitesi
Ceren Özselçuk, Yrd. Doç. Boğaziçi Üniversitesi
Cengiz Kırlı, Doç. Dr. Boğaziçi Üniversitesi
Ceyda Arslan, Dr. Boğaziçi Üniversitesi
Çağla Diner, Dr. Kadir Has Universitesi
Çiğdem Yazıcı, Yrd. Doç. Koç Üniversitesi
Derya Bayir, Dr. Queen Mary University of London.
Derya Fırat, Yrd. Doç. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi
Dilek Hattatoğlu, Doç. Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi
Ebru Kayaalp, Yrd. Doç. İstanbul Şehir Üniversitesi
Elçin Aktoprak, Yrd. Doç. Ankara Üniversitesi
Elvan Ergut, Doç. Dr. Ortadoğu Teknik Üniversitesi
Emrah Ayna, Doç. Dr. Dicle Üniversitesi
Engin Sustam, Dr. Ecole des Hautes Etudes en Sciences Sociales
Erdem Yörük, Yrd. Doç. Koc Universitesi.
Erden Kosova, Dr.
Erhan Yalcındağ, Dr. Masaryk Üniversitesi
Esin Berktaş, Yrd. Doç. Mimar Sinan Üniversitesi
Esin Paça Cengiz, Dr. Royal Holloway University of London
Esra Mungan, Yrd. Doç. Boğaziçi Üniversitesi
Fatma Gök, Prof. Boğazici Universitesi
Fatmagül Berktay, Prof. İstanbul Üniversitesi
Ferdan Ergut, Doç. Dr. Ortadoğu Teknik Üniversitesi
Ferhat Kentel, Doç. Dr. İstanbul Şehir Üniversitesi
Ferhunde Özbay, Emekli. Boğaziçi Üniversitesi
Feryal Saygılıgil, Yrd. Doç. Arel Üniversitesi
Fikret Uyar, Dr. Dicle Üniversitesi
Fuat Ercan, Prof. Marmara Üniversitesi
Fuat Güzel, Prof. Dicle Üniversitesi
Gaye Yılmaz, Dr. Boğazici Üniversitesi
Gökçe Çataloluk, Yrd. Doç. Bilgi Üniversitesi
Gökçen Başaran İnce, Dr. Ege Üniversitesi
Gökçen Ertuğrul, Yrd. Doç. Muğla Universitesi
Gül Köksal, Yrd. Doç. Kocaeli Üniversitesi
Gülseren Adaklı, Doç Dr. Ankara Üniversitesi
Gülsüm Depeli, Yrd. Doç. Hacettepe Üniversitesi
Günay Göksu Özdoğan, Prof. Marmara Universitesi
Güven Gürkan Öztan, Yrd. Doç. Istanbul Universitesi
Hacer Ansal, Prof. Işik Universitesi
Hakan Koçak, Yrd. Doç. Kocaeli Universitesi
Haşim Cem Çelik, Dr. Celal Bayar Universitesi
Hisyar Özsoy, Dr. The University of Michigan-Flint
İbrahim Sirkeci, Prof. Regent’s College London
İnci Gökmen, Dr. Ortadoğu Teknik Üniversitesi
İpek Seyyalıoğlu, Dr. Boğaziçi Üniversitesi
Kuvvet Lordoğlu, Prof. Kocaeli Üniversitesi
L. Işıl Ünal, Prof. Ankara Üniversitesi
Latif Taş, Dr. Humboldt Universitesi
Leyla Neyzi, Prof. Sabancı Üniversitesi
Lütfiye Bozdağ, Yrd. Doç. Kemerburgaz Üniversitesi
M. Oğuz Sinemillioğlu, Yrd. Doç. Dicle Üniversitesi
Oğuz Arıcı, Yrd.Doç. Haliç Üniversitesi
Osman Aytar, Dr. Malardalen Üniversitesi
Mahmut Toğrul, Doç. Dr. Dicle Üniversitesi
Mehmet Fatih Uslu, Yrd. Doç. İstanbul Şehir Üniversitesi
Mehmet Rauf Kesici, Yrd. Doç. Kocaeli Üniversitesi
Melek Göregenli, Prof. Ege Üniversitesi
Meltem Ahıska, Prof. Boğaziçi Üniversitesi
Meryem Koray, Prof. İstanbul Üniversitesi
Mesut Yeğen, Prof. Istanbul Sehir Universitesi
Metin Altıok, Doç. Dr. Mersin Üniversitesi
Metin Özuğurlu, Prof. Ankara Üniversitesi
Mine Gencel Bek, Prof. Ankara Üniversitesi
Murat Cemal Yalçıntan, Doç. Dr. Mimar Sinan Üniversitesi
Murat Koyuncu, Yrd. Doç. Boğazici Universitesi
Murat Paker, Yrd. Doç. İstanbul Bilgi Universitesi
Mustafa Altıntaş, Prof. Gazi Üniversitesi
Mustafa Durmuş, Doç. Gazi Üniversitesi
Mustafa Kemal Coşkun, Doç. Ankara Universitesi
Nazan Üstündağ, Yrd. Doç. Boğaziçi Üniversitesi
Nilgün Toker, Prof. Ege Üniversitesi
Nejla Kurul, Prof. Ankara Üniversitesi
Nesrin Sungur Çakmak, Prof. Marmara Üniversitesi
Nüket Esen, Prof. Boğaziçi Üniversitesi
Nurcan Özkaplan, Prof. Işık Üniversitesi
Nuri Ersoy, Doç. Boğaziçi Üniversitesi
Nükhet Sirman, Prof. Boğaziçi Üniversitesi
Oğuz Arıcı, Yrd. Doç. Haliç Üniversitesi
Olcay Akyıldız, Dr. Boğaziçi Universitesi
Onur Hamzaoğlu, Prof. Kocaeli Üniversitesi
Ozan Zeybek, Dr. Sabanci Universitesi
Özlem Albarak, Dr. Ankara Üniversitesi
Özlem Biner, Dr. Cambridge Universitesi
Özlem Özkan, Doç. Dr. Kocaeli Üniversitesi
Pakize Taylan, Dr. Dicle Universitesi
Pınar Bedirhanoğlu, Doç. Dr. Ortadoğu Teknik Üniversitesi
Rıdvan Şeşen, Prof. Dicle Üniversitesi
Saime Tuğrul, Dr. Bilgi Üniversitesi
Selim Temo, Yrd. Doç. Mardin Artukulu Üniversitesi
Sema Erder, Emekli Marmara Üniversitesi
Seda Altuğ, Dr. Boğaziçi Üniversitesi
Sefa Feza Arslan, Doç. Dr. Mimar Sinan Üniversitesi
Selime Güzelsarı, Yrd. Doç. Abant izzet Baysal Üniversitesi
Sema Erder, Emekli. Marmara Üniversitesi
Semih Bilgen, Prof. Ortadoğu Teknik Üniversitesi
Semra Somersan, Doç. Bilgi Üniversitesi
Serdar M. Değirmencioğlu, Prof. Cumhuriyet Üniversitesi
Serra Müderrisoglu, Doç. Boğaziçi Üniversitesi
Sevilay Çelenk, Doç. Dr. Ankara Üniversitesi
Sezai Temelli, Yrd. Doç. İstanbul Üniversitesi
Sibel Özbudun, Doç.
Sibel Yardımcı Doç. Mimar Sinan Universitesi
Ş. Gürçağ Tuna Yrd. Doç. Tunceli Üniversitesi
Şahika Yüksel, Prof. İstanbul Üniversitesi
Şebnem Korur Fincancı, Prof. İstanbul Üniversitesi
Şemsa Özar, Prof. Boğaziçi Üniversitesi
Tahsin Yeşildere, Prof. İstanbul Üniversitesi
Tuna Kuyucu, Yrd. Doç. Boğaziçi Üniversitesi
Umut Yıldırım, Dr. Sabancı Üniversitesi
Ülkü Guney, Yrd. Doç. Maltepe Üniveristesi
Üstün Bilgen Reinart Orta Doğu Teknik Üniversitesi
Vahap Coşkun, Yrd. Doç. Dicle Üniversitesi
Vangelis Kechriotis, Yrd. Doç. Boğaziçi Üniversitesi
Veli Deniz, Prof. Kocaeli Üniversitesi
Veysel Tolan, Dr. Dicle Universitesi
Yahya Madra, Doç Boğaziçi Üniversitesi
Yakın Ertürk, Emekli Ortadoğu Teknik Üniversitesi
Yasemin Özgün, Yrd. Doç. Anadolu Üniversitesi
Yavuz Aykan, Dr. Humboldt Universitesi
Yücel Demirer, Doç. Dr. Kocaeli Üniversitesi
Zafer Yenal, Doç. Dr. Boğaziçi Üniversitesi
Zafer Yörük, Yrd. Doç. İzmir Ekonomi Üniversitesi
Zelal Ekinci, Prof. Akdeniz Üniversitesi
Zeynep Kadirbeyoğlu, Yrd. Doç. Boğaziçi Üniversitesi
Zeynep, Kıvılcım. Doç. İstanbul Üniversitesi
Zeynep Sayın, Prof. İstanbul Üniversitesi
Redesigning Satantango
“Uzun zaman önce…
Hiç kimse tarlaları sabanla deşmezdi
Toprağı sınırlara bölmezdi hiç kimse
Ve suları kürekle yarmazdı
Kıyı dünyanın sonuydu.
Ah doğuştan zeki insan, buluşlarının kurbanı
Öyle korkunç ki yaratıcılığın,
Ne işe yarar şehirleri çevreleyen şu yüksek duvarlar
Ve niye savaşmak için silahlar?”
Friday Sep 28 03:18amKimin uğruna olduğunu boş ver!Tanrı adına yürü,inancın senin Tanrındır,Tanrı;içindeki nefesin ve kanın adıdır ve hatta belki kemiklerin.Korkuları ve kayıpları kenara atalım kavramları ve kelimeleri.Elimize küreklerimizi alıp içimizi kazalım.Bu sefer yeşerecek fidan için.Ve aynaya dönüp baktığımızda ileriyi görelim fotoğraflarımızda geçmişi.Ne aynayı kıralım ne fotoğrafları yakalim.Belki iliştiririz ikisini.Ne olursa olsun kendimize bakalım ve kendimiz için sulayalım her çiçeği.Çicek çiçeğe baka baka olgunlaşır ve çoğalır dünyanın bahçeleri.Sonra başka bir boyutta adı cennet ya da cehennem X ya da Z derken,o bahçenin açan ciçekleri olarak nam salalım.Acının ve mutluluğun her türlüsü mübahtır açabilen bir çiceğe ne de olsa.
Monday Aug 13 08:12pmNe zaman mutluluğun mis gibi bir başka hali kaplasa içimi,bir şey değiliz daha yeni aydınlanıyor gökyüzü diyorum.
İnsan sanki hayatı boyunca başını kaldırmış bir halde gök çizgisinin altında duruyor ve geçişler istek dahilinde.
Yani öyle ki başını güne de çevirebilirsin geceye de sadece belli zaman dilimlerinde yalnız olmadığımızı hatırlatmak adına belki de ya gecedeyiz ya gündüzde.
Ama onda bile her şey göz açıp kapama mesafesinde,zaman istediğin dahilinde.
Mutluluğun yayıldığı ve insanların sarhoş olabildiği anları seviyorum.
Her neyle olursa olsun sarhoşluk hali,beyni kontrol etmekten daha cazip geliyor bana.
İnsanların deve olmadığını olsa olsa var sayım üzerinden maymun olabileceklerini ele alırsak yük taşımak zulüm geliyor bana.
Nihayetinde insanı doğadan ve doğaldan uzaklaştıran her şey sıcak havada orana burana serpiştirdiğin takı gibi,başta severek taksan da bir süre sonra ağır geliyor.
Sonra atsan atılmaz,satsan satılmaz ya…
Oluyor işte.
Bir şeyin içine doğuveriyoruz.
Bir düzen,bir düzlemde…
Bir yandan kendin olmanı diliyorlar da bir yandan da olmanı istedikleri bir başka şey beliriyor.
Halbuki sadece yaşamak için doğmuyor muyuz?
Çalışmak için değil,iphone alabilmek ya da ya da şeftaliye para ödemek için değil,sadece yaşamak için ve tadına bakmak için bir şeylerin…
Bir adamın ya da kadının,bir yemeğin bir hissin tadına bakabilmek için…
İnsanların edilgenliğiyle bünyesine aldığı her karardan uzak durmasını diliyorum.
Kendin olabilmek ve her şeyden önce kendine inanabiliyor olmak mühim olan.
Ve sonrası göz açıp kapayınca kadar geçiyor.
Bekletmek saçma örneğin ama beklemek seçim dahilinde.
Ve ne kadar,nasıl bekleyeceğin sana kalmış.
Bir saat önce de gidebilirsin olay yerine,bir gece önce de…
Sonra hislerimi seviyorum ve insanlara sarılmayı.
O içe alma hissi,o enerji akışı ve sıcaklık çift taraflı ömür uzatıyormuş gibi.
Uçan balonlar geçiyor rengarenk bu kısmı da seviyorum,geri alıp tekrar tekrar oynatasım var.
Ölmeyi dilediğim günler de oldu elbet ama yaşamı bunca sevmesem kalamazdım diyorum.
Belli ki hala ihtiyaç var.
Benim olan ya da bana olan…
Bazen bir rüya görüyorum ve sonra geçmiyor bitmiyor sanki hiç tükenmeyecekmiş gibi.
Dünyada sayılı bulunan en güzel manzaraya sahip bir yer keşfediyoruz mesela.
Rüyamda.
Yalnız da değilim elbet,yanımda şapkadan çıkan bir tavşanı andıran yumuşacık mis gibi ve hep güzel dileklere sahip bir adam var.
Ne çeksem hep güzellik gelecek.
Önce onu çekiyorum kendime sonra koluna giriyorum ve yürüyoruz.
Neyi aradığımızı tam olarak bilmiyoruz ama diyoruz ki yürüyelim.
Yürüyoruz metronun önündeyiz,bizi süregelen yaşama çekmeye çalışan fazlasıyla gösterge var bir polis sürüsü mesela,kavga eden bir çift,somurtan suratlar…
Gülerek geçiyoruz yanlarından metroya binmeli diyoruz.
Muhtemelen şişhane metrosu burası uzunca iniyoruz aşağıya taşların soğukluğu ve insanların donukluğu arasından sıyrılıp oturduğumuz köşeyi beğenmiyor ve metronun sonuna ilerliyoruz.
Oturuyoruz da,ayaklarımızı uzatıp gülüyoruz yine.
Ne çok gülüyoruz şapkadan çıkan tavşan adamla.
Vallahi de hep gülüyoruz.
Mis gibi diyorum,tam rüyama layık.
İnmiyoruz metrodan son durağa gideceğiz ya.
Ama herkes inmiş,yeni insanlar binmiş fark etmiyoruz gülüyoruz ya…
Geri dönüyoruz.
Aynı istasyon,farklı insanlar ama aynı soğukluk ve donukluk.
Öpüşen hiçbir çifte rastlamıyoruz mesela ne acı.
Karşı tarafa geçip sona giden metroya biniyoruz.
Rüyam kalabalıklaşıyor etki alanımıza girmek isteyen başka enerjiler var.
Alıyorum onları da koynuma sarılıyorum ve dinliyorum.
Güzel konuşuyor amca bir şeyler anlatıyor bize,bazen saçmalıyor ama o düzende doğup büyüyen insana göre barışcıl düzeyi yüksek ve belli hayatı seviyor yine de.
Yani ne olursa olsun,faturalarını ödeyemese ve eşi artık ona dokunmasa bile…
Son durakta iniyoruz.
Müthiş bir güneş etkisi var etrafta adım atmasak dahi terliyoruz.
Yürüyoruz yine ormanı gösteren bir tabelaya doğru bu sefer.
Girişte iki amca sohbet ediyor - Rüyalara bile kadınların tam olarak etki edememesi ne acı,hep amcalar var rüyalardaki dışarılarda bile - sessiz sakin denizli ağaçlı bir yer arıyoruz diyoruz (amcaların ormanında yalnızca göl varmış) bir yer tarif ediyorlar içimiz kıpırdıyor şapkadan çıkan tavşan adamla.
O yere ulaşmak için bir araca daha binmek gerek,hemen atlıyoruz ve iniyoruz söylenilen yerde.Bulunduğumuz yer güzel ancak ve fakat aşağıya bir yol uzanıyor.
Duramıyorum rüyalarımda ve tavşan adam da belli ki sona ulaşıncaya kadar durmayı sevmiyor.
Sona geliyoruz.Ve sağa uzanan o daracık yola çarpıyor gözümüz.
Otların arasında güzel bir yol,denize yürüyormuşsun hissi veren ayaklarının yere bastığını vurgulamak istercesine taştan bir yol.
Ve yolun sonu ayaklarımızı uzatıp denize bakıyoruz ve karşı kıyılara.
Ve ruhumuza işleyen kulaklarımızı delen bir sürü melodi.
En safı en temizi cırcır böcekleri,rüzgar sesi ve bir de karşı tepede odun kıran adam.
Burası öyle bir yer ki gözlerini kapasan bile hissedebiliyorsun bulunduğun yeri.
Rüya içinde rüya gibi.
Edgar Allen Poe’yu anımsıyorum.
Bir düşün içinde bir düş.
İçimde hissediyorum her şeyi,enerjiyi,mutluluğu ve huzuru sanki dünyayı kucaklayıp silkeleyecekmişim ve her şey doğala dönecekmiş gibi.
Besbelli sarhoşum ve bu benim rüyam.
Bu benim bakışım,bu benim tavşan adamım,bu benim tenim ve bu rüzgar.
Ah rüzgar ve dokunma hissi.
Sarhoşluk ve sürüklenme.
Sanki hiç uyanmayacakmışım gibi ve dünya bile hangi yörüngede kalacağına karar vermiş sanki.
Düşler en büyük gerçek ve olduğu gibi kabullenebilmek her şeyi mükemmel.
Tabi tabiii tabiii tabiiii,her rüyanın bir sonu vardır elbet.
Ama yazılmak istenirse basılmış bir kitabın devamı;yapılabilir şayet.
Ya da olursa ihtimaliyle aynı rüyaya yatılabilir.
Örneğin zaman genişletilebilir ve dilediğin o rüyaysa illa var olan her durum şikayet etmeksizin o rüyaya atılan bir adımın eşliği olabilir.
Sevmek çok güzel.
Sarılmak da öyle.
Ve bir adam iyi hissettirebilir sana gördüğün bir rüya olsa bile.
Monday Aug 6 08:07pmhttp://www.youtube.com/watch?v=VEOjUxnbJm8&feature=related
Gün dönümleri ölüm ve doğumların habercisi gibi.
Yani öyle ki kimi sabah yönlendirmeye uyanıyorsun kimi sabahsa yönlendirilmeye.
Kurguladıkların bile başkalarının dahilinde.
Ne kadar yalnız kalabilirsin ki ve düşün ne kadar kalabalık olabileceğini.
Bilmiyorum.
Uyanıyorum,telefonum çalıyor,bazen telefona uyanıyorum bazen de boş boş duvarı izleyip müzik dinlerken çalıyor telefonum.Bir ses ve her ses de başka bir hikayenin birleşimi.
Sanki tüm bu ayrıksı hikayeleri birleştirip bir roman ya da konsept bir yazı dizisi oluşturacakmışım gibi - ki puzzle’ın son parçasını birleştirip kendimi tanıyacağım sanki.
Yapma allah aşkına diyorum,bu kadar değişken değilizdir,dönüşürüz ve kabullenmemiz zaman alabilir ama o da olabilir bu da şu da,neden olmasın ki diye düşünüp saldıramazsın ki var olana.
Olmuşsa olmuştur,becerememişsen becerememişsindir ve oradadır,küfretmenin ne anlamı var.Yani küfür güzel bildiğin,yani mis gibi bence hele ki bazı küfürler çok içten bazılarının derin anlamları var ama olamamış bir şeye küfretmek ne kadar gerekli,ya da olamayacağına inandıklarına işte…
Her gün içiyor olabilirsin,boş yok yani sabah öğle akşam her türlü vakitte her türlü içki.Ama es geçemem sabah kahvaltısında buz gibi bira ve bir tutam peyniri.Yani şöyle,annem alkolik olmamdan korkuyor olabilir,en yakınım dediğim alkol probleminden hastaneye yatmış olabilir,belki kafayı yiyoruzdur kim bilir.Ama ben neredeyim ki,yani bırakıcam dediğimde bırakabiliyorsam ki bu kendimi kandırmanın ötesinde gerçek bir inanışsa neden her gün içiyorum diye alkolik damgası yiyeyim ki?
Teheeeey,kafamın içinde türlü canlılar sevişiyorlar onlara özeniyorum.Bir fil birleşmesi durumunu gözümün önünde canlandıramıyorum,belgeselinin de ilgi çekici olduğunu düşünmüyorum ama bir sürü başka canlının aynı anda kafamın içinde seviştiklerini düşünmek beni harekete geçiriyor,mıhlandığım yerden doğrulup cidden onları izliyorum.Belki de acı çekmek bu yüzden bana çok koymuyor.Varsın olsun göz yaşı varsa akacaktır,dişlerim bir gün dökülecektir belki ve saçlarımı kazıtmazsam içimde kalabilir.Varsın olsun.Varın ne oluyorsanız olun niye ve neyi bekliyorsunuz ki?
Yani hepimiz boktan bir fırıldağın etrafında el ele tutuşmuş dönüyoruz kimimiz yer değiştiriyor,kimimiz yer değiştirenle totem yaptığı için ona küsüyor sonra yeni bir totem yeni bir son ve başlangıçlar.Of rüyalarımdan bahsetmemeliyim.Ama madem hepimiz diyoruz ki madem bizi yarattıysan doğumumuzu onurlandırıp taçlandırdıysan,sürdürmen gerekmez mi?Bu kadar mı bıkkınsın ve bu kadar mı robot misali.
İnanç önemli ancak kendine inanmadan başka bir olguya inanamıyor insan.Bu “inanamıyorum” kelimesiyle başlayan ve “inanamıyorum vaaaauuuv ne kadar da güzel bi kadın” diye devam eden cümleler silsilesi değil elbette.Mutlak inanç ve yol çizimden bahsediyor olmalıyım.Yani diyorum ki - bir dış ses olarak yani diyor ki : - Var olan bir şey nasıl yok olabilir,olamaz ancak dönüşebilir,peki öyleyse ölümden sonra hayat var ya da saflığı keselim bizden başka,başka gezegenlerde ya da onlar için adı her neyse başka yerlerde yaşayan canlılar var ve bize benziyorlardır eminim.Peki neye dönüşünce bitiyor bu bahar?
İzlemediğim binlerce film,dinlemediğim binlerce tını,tenine dokunup dans edemediğim sayısız insan,ayağımı değdiremediğim sayısız sahne,yutamadığım onca toz,acılarım,hayallerim,başkalarının hayalleri ve birleşimim;nasıl öleyim allah aşkına,henüz vakti değil.
Ama komik olan şu ki,siktir,bilemeyiz.
O her gün beyaz yakasına siyah kravat geçiren adamın mı yoksa sokakta süründüğünü düşündüğümüz şarapçının mı daha önce öleceğini bilemeyiz.Belki o şarap içen ayyaş adam beyaz yakanın eğilemeyeceği yerdeki güzellikleri görüp dokunmuştur da beyaz yaka bulutlarda olduğunu sanıp bir platoda uyanmıştır.Siktir.
Yani bazı günler tamemen SİKTİR! çekip değiştim demek istersin,elbiselerinle,arkadaşlarınla,kadehi kavrayışınla,şiirlerinle vs.Siktir!Ama olmaz işte ve dersin ki hay ama!Olmuyor,çünkü öyle arada derede kalırsın ki,hele bir de yüzmekten bi habersen dereler okyanus gibi gelir okyanusu gördüğünde öldüm dersin,duydun mu?
Her neyse yaşayacaklarım ve yaşadıklarım ve hala süregelenler,şu anda durup bunları yazıyorsam sebebini ancak çok sonraları çözebileceğim belli ve sen bu yazıyı buraya kadar okuyorsan hakkımda değişen fikirlerin,hakkımda düşündüklerin ve hakkımda sürdürdüklerin senden yana benim hükmümdür.
Ya as beni ya es git.
Arada kalmayı sevmiyorum belli ki.
Wednesday Jun 20 10:23amAyrılıklar içimi acı yapar ama yeniliği hep severim,bu yüzden mi sürekli gözümden yaşlar akar bilemedim ki.
Friday May 25 11:26am
